counter statistics

ali ve lale

ali ve lale'nin hayat öyküleri -bazi karakterler duzgun goruntulenmiyorsa, browser'inizin encoding ayarinda UTF-8 secmeyi unutmayin. bu secenegi, view menusunde bulabilirsiniz.

Cuma, Ocak 25, 2008

umarsız baba (değilim ben!)

tam alinin rahatsızlığının arttığı sıralar, hafif aromalı olmasına rağmen atılırsa yazık olacak diye evde kalan bir yemekten yemiştim. askerde çok daha kötü kokan neler neler yediğim ve hiçbirşey olmadıği için dert etmemiştim. elif ise sonradan bu yemeğin bozulmuş olduğunu ve bu yüzden zehirlendiğimi inanmaya başladı. ben bugün detaylarına hiç girmemem gereken gözlemlerim sonucu, rotavirüsünün rotasına girdiğime emin oldum. elif de dünkü yazısına figen'in bıraktığı nottan...

efenim, 5 yaşına kadar, dünyadaki tüm çocuklar rotavirüsüne kapılırmış.
rotavirüsü değil ishal öldürürmüş, hatta ishal de değil dehidrasyon.

gerçeği sanalı ne demektir bilemem ama benim bildiğim dehidrasyon vücudun susuz kalma durumu. eğer 59 derece çöl sıcağında değilseniz, bu benzini biten araba misali bir anda olmuyor. hollandada böyle bir çöl olmadığından mevsimin bu zamanında kimsenin ishalden birden bire öleceğine itimat etmiyorlar. zaten telaş içinde “gece yardım” hattını aradığınızda kimse sizi
-evet beyfendi, bu gece gerçekten de yardınız!
diyerek terslemiyor.
-korkuyorsanız getirin bakalım
diyorlar. gidende, cildini, gözlerini kontrol edip sonra göbeciğinden bir mıncık alıp derisini gözlüyorlar. bu teknolojiden uzak testlerle dehidrasyon başlangıcı anlaşılıyor ve tedavi başlıyor. bi sorun yoksa nelere baktıklarını size anlatıyorlar,
-bunlara evde siz de bakın, değişiklik olursa hemen arayin, olmazsa icirmeye devam edin, sıkın dişinizi. huzursuz olursanız beklemeyin hemen arayın
diyorlar. bazen geri aramaları 2 saati buluyor bazen 10 dakika telefon düşmüyor.... ama arayabiliyorsunuz. benim daha kendimi madur hissettiğim olmadı.

şimdi yılların kolej bebesi olarak bi “komkom” edebiyat yapayım size....

sağlık sistemini halkının tamamına eşit dağıtmak üstüne kurmuş amma velakin
atasından beridir cebinde akrep olan bu memlekette
tüm çocukları, ishalden ölebilirler diye hastahaneye yatırmak mümkün değil.

tabi brechtin tahteravallisinin işlediği düzenlerde, amerikalarda, istanbullarda, huzurunuz kaçtığı anda hastahanede olabilirsiniz, doçentten aşağısına ‘gunaydin’ demeyebilirsiniz. tahteravallinin bir ucunun havada olması için birilerinin hiç doktor görmeden çıkması gerekmektedir sistemden, sizden hiçbir zaman göremeyeceğiniz kadar uzak birilerinin. çocukluk arkadaşım opr.dr.metin kerem, şırnak’a tayin olduğunda, yerel gazetede haber oldu. yazının tonunun sert sanılmasını engellemek maksadıyla size şu fotoğrafı da sunmak istiyorum.


hastahanelere konuk edilmedik diye, cihazlara bağlanıp monitor edilmedik diye, gayta testini bile 6.gunde verdik diye, neden kendi kendimizi sinirlendirelim ki?

ben bu tip bağışıklığı eğitebilen hastalıkların erkenden, çocukların davranışları karmaşıklaşmamışken olmasının daha kolay olacağını iddia ediyorum. tabi lalemin minicikliği ve bir haftadır açlıktan nefesinin kokmasıyla iç huzuru açısından başetmek hiç kolay değil. bunun da ne demek olduğunu bi yaşayan anne-babalar bilir. (hatta bu durumu yaşayan annelere göre, bi yaşayan anneler bilir)

4 not alinmis:

diye not etti Blogger elif.

:p
muzu biraz abartmisiz, ali kabiz oldu.

6:05 PM  
diye not etti Anonymous mutlu hala.

hehe, en azindan virusten kurtuldugunun isareti olmuyor mu?

9:07 PM  
diye not etti Blogger yasemin.

işi ezogelin çorbasına çevirmişiniz yine :D
yiyo di mi, iyileşti yani? geçmiş olsun.

10:30 PM  
diye not etti Blogger elif.

yiyo yiyo. ali yiyip icti haftasonundan sonra. kabiz da olmamis canim, biraz zorlandi ama ;)

12:25 AM  

Yorum Gönder

<< Home