counter statistics

ali ve lale

ali ve lale'nin hayat öyküleri -bazi karakterler duzgun goruntulenmiyorsa, browser'inizin encoding ayarinda UTF-8 secmeyi unutmayin. bu secenegi, view menusunde bulabilirsiniz.

Pazartesi, Ocak 28, 2008

düzlük

dün, "çocuklar hasta" diyemezdik artık. bugün hastalık öncesi yaramazlık temposuna dönmüş vaziyetteler. lale'nin iştahı bugüne kadarki tüm hastalık çıkışlarında olduğu gibi... açık... 3-4 gün bu zevki bize yaşatıp, sonra rutinine geri döndü bundan önceki seferlerde. bakalım bundan böyle nasıl olacak?

sevim annemiz geldi, lale anneannesini kahkahalar atarak ve ona dogru hızlıca koşarak gösterdi, acaba hatırlıyor olabilir miydi? ali'cik korkak tabi, ilk hoşgeldin seramonisi içinde ağlamaya başladı...

yeni kiralık evimizin anahtarını aldık. şimdi boyacı projesini idare ediyoruz.
evimizin sayılı yerleri frambuazlı olacak galiba.
merdiven korumalarının montajı hardcore zor olacak çünkü kapının ikinci yanının da çakılacağı bir düz zemin yok. ama avrupada yaşıyoruz, do-it-yourself kanalı izleyip çözücez.

Cuma, Ocak 25, 2008

umarsız baba (değilim ben!)

tam alinin rahatsızlığının arttığı sıralar, hafif aromalı olmasına rağmen atılırsa yazık olacak diye evde kalan bir yemekten yemiştim. askerde çok daha kötü kokan neler neler yediğim ve hiçbirşey olmadıği için dert etmemiştim. elif ise sonradan bu yemeğin bozulmuş olduğunu ve bu yüzden zehirlendiğimi inanmaya başladı. ben bugün detaylarına hiç girmemem gereken gözlemlerim sonucu, rotavirüsünün rotasına girdiğime emin oldum. elif de dünkü yazısına figen'in bıraktığı nottan...

efenim, 5 yaşına kadar, dünyadaki tüm çocuklar rotavirüsüne kapılırmış.
rotavirüsü değil ishal öldürürmüş, hatta ishal de değil dehidrasyon.

gerçeği sanalı ne demektir bilemem ama benim bildiğim dehidrasyon vücudun susuz kalma durumu. eğer 59 derece çöl sıcağında değilseniz, bu benzini biten araba misali bir anda olmuyor. hollandada böyle bir çöl olmadığından mevsimin bu zamanında kimsenin ishalden birden bire öleceğine itimat etmiyorlar. zaten telaş içinde “gece yardım” hattını aradığınızda kimse sizi
-evet beyfendi, bu gece gerçekten de yardınız!
diyerek terslemiyor.
-korkuyorsanız getirin bakalım
diyorlar. gidende, cildini, gözlerini kontrol edip sonra göbeciğinden bir mıncık alıp derisini gözlüyorlar. bu teknolojiden uzak testlerle dehidrasyon başlangıcı anlaşılıyor ve tedavi başlıyor. bi sorun yoksa nelere baktıklarını size anlatıyorlar,
-bunlara evde siz de bakın, değişiklik olursa hemen arayin, olmazsa icirmeye devam edin, sıkın dişinizi. huzursuz olursanız beklemeyin hemen arayın
diyorlar. bazen geri aramaları 2 saati buluyor bazen 10 dakika telefon düşmüyor.... ama arayabiliyorsunuz. benim daha kendimi madur hissettiğim olmadı.

şimdi yılların kolej bebesi olarak bi “komkom” edebiyat yapayım size....

sağlık sistemini halkının tamamına eşit dağıtmak üstüne kurmuş amma velakin
atasından beridir cebinde akrep olan bu memlekette
tüm çocukları, ishalden ölebilirler diye hastahaneye yatırmak mümkün değil.

tabi brechtin tahteravallisinin işlediği düzenlerde, amerikalarda, istanbullarda, huzurunuz kaçtığı anda hastahanede olabilirsiniz, doçentten aşağısına ‘gunaydin’ demeyebilirsiniz. tahteravallinin bir ucunun havada olması için birilerinin hiç doktor görmeden çıkması gerekmektedir sistemden, sizden hiçbir zaman göremeyeceğiniz kadar uzak birilerinin. çocukluk arkadaşım opr.dr.metin kerem, şırnak’a tayin olduğunda, yerel gazetede haber oldu. yazının tonunun sert sanılmasını engellemek maksadıyla size şu fotoğrafı da sunmak istiyorum.


hastahanelere konuk edilmedik diye, cihazlara bağlanıp monitor edilmedik diye, gayta testini bile 6.gunde verdik diye, neden kendi kendimizi sinirlendirelim ki?

ben bu tip bağışıklığı eğitebilen hastalıkların erkenden, çocukların davranışları karmaşıklaşmamışken olmasının daha kolay olacağını iddia ediyorum. tabi lalemin minicikliği ve bir haftadır açlıktan nefesinin kokmasıyla iç huzuru açısından başetmek hiç kolay değil. bunun da ne demek olduğunu bi yaşayan anne-babalar bilir. (hatta bu durumu yaşayan annelere göre, bi yaşayan anneler bilir)

Perşembe, Ocak 24, 2008

Dear M.

The kids have the rotavirus. I think they got it from the consultation office last week. The incubation period fits. Ali was the first to go. I think we were in a very dangerous situation over the weekend, at one point he wasn't even able to move his arms. Dienst doctors didn't think it was necessary to see him. After five days of diarrhea we took him to the huisarts today, thankfully the young doctor was there and she requested a stool test. She also helped us get the results right away from the lab (standard was five days), that's how we know it is rota. Not that it's good for anything, because no one will do anything about it. Thank god Ali is recovering, he looked better today although he still had the diarrhea.

Certainly you would imagine my concerns about Lale. She stopped eating almost completely. She has been eating bits and pieces of crackers for the last four days. Twice I tricked her into drinking water with Fantomalt. Now she doesn't want the water as well. Her diarrhea hasn't been as bad as Ali's, I think because she normally has very hard stools, and she vomited only a few times (which is good because last Friday Ali gagged for 12 hours --nothing came out after the first few episodes) but I'm worried she might get worse or dehydrated eventually. In Turkey they have vaccination for it and in some cases the children are hospitalized. The doctor here told us there's nothing to do but wait. Do you think there might be a non-standard protocol for babies with feeding disorders, which the huisarts may not be aware of? Or do I just keep on worrying about when she might get dehydrated?

I know that this virus becomes contagious when a person comes in contact with infected feces or contaminated objects and I will sanitize the kids for Friday. But if you feel it may not be safe for the other kids, we could skip the group. No problem. I don't want the other mothers worrying about this or, if they pass it on somehow, get bitter about it.

Please let me know what you think
Best regards
Elif


--
Dear Elif

I will send this mail to B.D. and ask what his thoughts are about the rotavirus and about Friday.

What an awful situation and of course Lale stops eating immediately, that is her first intuitive reaction when not feeling well. If you are afraid of dehydration please go to the huisarts or Marjolein, better go to the huisarts too often than forcing Lale to drink and eat. Then you know if she is in a dangerous zone and how much autonomy about the food and fluid you can give her. I will ask B. to mail to my workadress so I can contact you before Friday and before the group As far as I know there is no protocol for children with the rotavirus and feeding problems just offer her drink and small amounts of food frequently, but try not to force her.

What I do know is that almost every child will become infected by the rotavirus for one or several times under two years of age There is a vaccination also in Holland you can ask the huisarts. The first time is the worst and then they will build up their immune system and mostly the rotavirus has a lesser effect a second time. It takes three to five days and the only thing you can do is wait and be alert for dehydration and be alert about cleaning your hands etc.

But I can imagine that it frightens you very much when Lale stops eating and especially drinking again after all those hundreds and thousands of times you tried so hard to get something in. I will contact you tomorrow


M.

Pazartesi, Ocak 21, 2008

homeopati

sanirim su anda uyuyor olmam gerekiyor. yani iyi fikirdi cocuklar sabah uykusundayken uyumak. ozellikle koray'in ise giderken beni defalarca "hadi cocuklar uyandi" diye durtmus oldugu dusunulurse. cocuklarla bioritmimizi uyumlulastirmaya calisiyorum oysa. ali mesela, bizim odada yattigi icin artik uyumlu davraniyor. sabahlari 10 dk'da bir kafasini kaldirip yerimizde miyiz diye kontrol eder, acliktan delirmedigi surece uyumaya calisir, sabri tukenirse karyola parmakliklari arasindan tombul elini uzatip yorganimi, sacimi basimi cekistirir. lale zaten yatakta kendi kendine hic birsey yapmadan, gikini dahi cikarmadan oyalanma rekortmeni bir cocuk. lalenin sabahlari kacta uyandigini bilen yok, onu sadece uyanik bulabiliyoruz.

herneyse, bugunku konumuz homeopati. yani benzer benzeri iyilestirir esasina dayali alternatif tip demeyelim, bence biraz buyuculuk, biraz kocakariciliktan ibaret olan bitkisel sifalandirma sistemi. duydugum kadariyla avrupa'da yaygin olarak basvurulan bir yontem. hollanda'da da bir suru homeopat varmis; bunlarin bir kismi tip egitimi almis, ev doktorlugu da yapan ciddi insanlar. burada agrikesici gibi birkac ivir zivir disinda her tur ilac receteyle verilebildigi icin homeopatik ilaclar almis yurumus vaziyette. her ezcanede, drugstore'da raflar dolusu homeopatik urunler bulmak mumkun. burun tikanikligindan alerjiye kadar turlu derde deva olduklari iddia ediliyor.

lalenin yeme bozuklugu icin gittigimiz terapi grubundaki bir anne bir yasindaki kizini bir homeopata goturup aldigi ilac ise yaramaya baslayinca ben de laleyi boyle bir yere goturmeye karar verdim. denemekten ne zarar gelecekti ki? sigortamizin bir olcude karsilama ihtimali de vardi. gruptaki kadinin gittigi, baska bir sehirde bulunan homeopat doktora gitmek yerine eve yakin bir yer sectim. son derece duzgun bir saglik merkeziydi. adamimiz da kafasinda tuy olan bir kizilderili filan degildi zaten. bir saat boyunca hamilelik, dogum ve lalenin yeme bozuklugunun nasil basladigina dair hikayemizi dinledikten sonra kararini verdi. "evet size birsey verecegim simdi" dedi. heyecanla "nedir" dedim. "natrium muriaticum" dedi. bu son derece havali ismin aslinda sofra tuzu oldugunu onceki gece tesadufen ogrenmis olan ben, adam beni karacahil sanmasin diye bu bilgimi kendisiyle de paylastim. "ja ja, aslinda tuz. bu hastanin bozulmus olan dengelerini yerine getirir. biz iyilesmeyi hastanin kendisinin yapacagina inaniriz" diyerek tuzun ise yaramamasi ihtimaline karsin kendini de garantiye aldiktan sonra uc adet tuz zerrecigini elmas sayar gibi dikkatle sayip bir kapsule koydu. eve geldikten sonra dusunmeye basladim, laleye hicbir yarari olmayacagina inandigim bu zerrecikleri kullanmali miyim diye. sonra lalenin istahi son 6 ayin en dusuk seviyelerine inince kaybedecek neyim var ki dedim ve uc gece ustuste bu tuz zerreciklerini uyurken lalenin agzinin icine itekledim. uykusunda bile yarim milimetre capindaki tuz zerrecigini tukurmeyi basarip olayi karanligin icinde sessiz bir mucadeleye donusturen kizima burdan mansiyon opucukleri yolluyorum. lale insallah buyuyup bunlari okuyabilirsin.

tabii ki lalede en ufak bir degisiklik olmadi. hatta homeopatik ilaclarin calisma prensibine gore baslarda gozlenmesi gereken kotulesme de yok ortada. sonucta sehirdisi filan demeyip hic degilse bir referansi olan adama gitmeye karar verdim. zira bu arada gruptaki kizin yeme problemi kalmadi. resmen bitti. her hafta biraz daha buyuyup gelistigini goruyoruz. annesi "artik herseyi yiyor, bu bir tesaduf olamaz" diyor.

Etiketler:

Pazar, Ocak 20, 2008

basbasa

Cumartesi, Ocak 19, 2008

ishal

cuma aksami sevinc annenin son aksami idi.  ofisten eve geldigimde alinin kusmakta oldugunu gordum.  ali aksam altindan ertesi gun oglen sularina kadar 2 saatte bir kocaman kocaman ogurdu.  2.sinden sonra kusacak birsey kalmadigindan kusamadi.  ogurme seanslarinda olanca gucuyle agliyordu.  gece yarisindan sonraki kalkislarinda ishal oldugunu farkettik.  her seferinde bacaklarinin arkasindan tastigi icin, her seferinde butun kiyafetleri degisti.  ogurme ogleyin bitti ancak ishal devam ediyor.  bugun butun bodyler ve pantalonlar kullanildi, 2 makina camasir yikandi.  en az 10 kez bez degistirdik bu gun.  ali 1.5 gunden sonra aksama dogru birseyler yedi.  400 cc'ye yakin su icti.  sonra da 3 kez arka arkaya bez degistirdik.  atesi 39 civarina cikiyor, ibuprofen sayesinde 37.4e kadar dusuyor, sonra tekrar tirmaniyor.

lale de rahatsiz ama ishal olmadi.  cok az yiyip iciyor, keyfi yok.  ali cok aglarsa o da agliyor.

daha kolay bir pazar sabahina kalkmayi umuyorum.

Blogged with Flock

Perşembe, Ocak 10, 2008

flaş ve cam

flaş olayina oldum olasi sicak bakmayiz.
ancak sağolsun togay, flaşını ve kıyak bir lensini bize ödünç verince, harici flaş nasıl oluyormuş yakindan gorme firsati bulduk.


bir de bu sabah 05'te, abinin biri calisma masamdaki notebooku gorup, camimizi bir beton tuglayla kirmak usuluyle notebooku (c)almak istedi. ancak tugla, cami delip, notebooka carpip aleti uzaga dusurunce hicbirsey alamadan, kacti gitti.

boylece kasasi ezilmis bir notebook ve kirik 300kusur kiloluk iki cam panelle bas basa kaldik. camlar ozel siparis edildigi icin yenilenmeleri 2-3 hafta alacak (sonra da tasinacagiz zaten), 2-3 haftayi idare etmemiz icin de, icerden 1, disardan 2 panel ile yama yapildi.

Çarşamba, Ocak 09, 2008

oogheelkunde

lale'ye dun bir saatlik bir muayenenin ardindan hipermetrop teshisi kondu. gozlerinin kaydigindan suphe eden doktorumuzun sevkiyle gitmistik hastaneye. gozlerde kayma bulunamadi. esasen alinin sol gozu daha cok kayiyor. tabii ki ben farkedemezdim bunu, karganin mi kuzgunun mu yavrusuna guzel gorunmesi ile ilgili bi laf vardi, herhalde oyle birsey. simdi aliyi goz doktoruna sevk ettirmeye calisacagiz.

Etiketler:

Cumartesi, Ocak 05, 2008

aysu (a.k.a. mutlu) hala sagolsun



Salı, Ocak 01, 2008

2008e 5 kala